"Kırım ve Büyük Sürgün" Konferansı Yapıldı
Kırım Türklerinin 18 Mayıs 1944 yılında maruz kaldıkları "Büyük Sürgün"ün yıldönümü münasebetiyle Çankırı Karatekin Üniversitesi Avrasya Stratejik Uygulama ve Araştırma Merkezi (ÇAVSAM) ve Türk Dünyası Araştırmaları Topluluğu tarafından düzenlenen "Kırım ve Büyük Sürgün" konferansı İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Konferans Salonunda gerçekleştirildi. Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Galip Çağ`ın konuşmacı olarak katıldığı konferansa dinleyici olarak öğretim üyeleri ve öğrenciler katıldı.
Yrd. Doç. Dr. Galip Çağ, Türk tarihi bir kahramanlıklar manzumesi olduğu kadar bir mazlumiyetler sahnesidir de. Belki yılın hemen her gününe bir kahramanlık destanını anma günü etkinliği koyabileceğiniz gibi, acı bir hatırayı anmak da maalesef ki kabildir dedi. Bugün de burada Türk İslam tarihinin en büyük trajedilerinden birini hatırlamak, anmak ve öğrenmek için bulunuyoruz diyen Çağ, İster Kırım Türkleri, ister Kırım Tatarları, isterseniz de Kırım halkı deyin, 1944 yılının bugünün de yaşananlar, bir halkın mazlum duruma düşürüldüğü büyük bir yıkım olmuştur dedi.
Galip Çağ, Kırım halkının Türklüğü ya da Tatarlığı halen tartışılan çoğu zamanda mikro milliyetçi yaklaşımlara kurban edilen bir meseledir diyerek, Moğolların dahi köklerine dair halen tam bir mutabakata kavuşulamaması bu meselenin uzun süre netleşemeyeceği gerçeğini ortaya koyar. Dolayısıyla burada bir karar verebilmek için Kırım’ın ahalisi ile alakalı bazı bilgileri gözden geçirmekte fayda vardır ifadesini kullandı.
Kırım’a dair en eski bilgiler M.Ö. 8. yüzyılda bu bölgede İskitlerin bir kolu olan Barslı Türklerinin yaşadığı bilgisidir diyen Yrd. Doç. Dr. Galip Çağ, Kırım’ın Osmanlı Devleti ile münasebetleri hanlığın gerçek ve ilk kurucusu sayılan Hacı Giray zamanında başlar dedi.
Kırım’ın ve bura halkının Osmanlı Devleti için önemini göstermesi açısından bir hadiseyi nakletmeden de geçemeyeceğim diyen Çağ, Osmanlı -Avusturya- Rusya Savaşlarının başlamasından bir süre sonra Özi Kalesi’nin Ruslar tarafından ele geçirildiği ve bura halkından 25.000 kişinin çoluk çocuk demeden kılıçtan geçirildiği haberi huzurunda okunduğu sırada devrin padişahı olan ve veli bir zat olarak tanınan I. Abdülhamit tahtına yığılır kalır. Halk arasında bilinen şekliyle üzüntü ve kederinden inme inmiş ve beyin kanaması geçirmiştir diyerek Kırım halkının Osmanlı için öneminden bahsetti.
II. Dünya Savaşı’nda Almanya’nın en büyük gücü ile saldırdığı, Rusya’nın da yoğun şekilde mukavemet gösterdiği topraklarda Kafkasya dolayısıyla da Kırım toprakları adeta arada kalmıştı diyen Yrd. Doç. Dr. Galip Çağ, bu şartlar altında bir yandan Rusya, bölgeyi ele geçirerek burada yaşayan Kırım Türklerini bölgeden Kazakistan bozkırlarına sürmeyi daha 1941 yılı sonbaharında planlarken, Almanya da bölgenin mutedil yapısı dolayısıyla burayı ele geçirerek bölgeyi Alman Subayları için bir sayfiye merkezi haline getirmek istiyordu dedi.
Almanların Kırım’ı ele geçirmesinden ve Rusya’nın da baskısı altında ezilmesi sonucunda Kırım Türklerinin bağımsızlık mücadelesi başladı diyen Çağ, bu dönemde iki önemli Kırım Türkü Müstecip Ülküsal ve Edige Kırımal Almanlarla irtibata geçerek Kırım’ın bağımsızlığı konusunda mücadelelerde bulundular dedi.
Kırım Türklerinin Almanlara güvenerek devam ettirdikleri Türklük mücadelelerinin dönüm noktası şüphesiz ki Kasım 1943’tür diyen Galip Çağ, bu tarihte Kızıl Ordu’nun taarruzu ile sarsılan Alman birliklerinin geri çekilmesi ile birlikte Kırım yeniden Rusların eline geçmiş ve bir anlam da kaderleri ile baş başa kalmışlardır dedi. Yrd. Doç. Dr. Galip Çağ, Ruslar savaş sırasında Almanlarla birlikte olan Kırım Türklüğünü bir hain olarak görmüşler ve bunun cezası için insanlık dışı bir uygulamanın hazırlıklarını yapmaya başlamışlardır ifadesini kullandı.
Kırım Türklerine hain olarak gören Rusya, Büyük Sürgün öncesinde bölgede planlı bir temizlik süreci başlatmış ve bir çok Türk halkı bundan nasibini almıştır diyen Yrd. Doç. Dr. Galip Çağ, 28 Ekim 1943 tarihli SSCB YSP kararnamesiyle toplam 93.139 Kalmuk Türkü Altay, Krasnoyarsk, Omsk ve Novosibirsk bölgelerindeki özel iskan alanlarına sürgün edildiğini, 2 Kasım 1943’te ise toplam 69.267 Karaçay Türkü vatanlarından zorla çıkartıldı dedi.
11 Mayıs 1944 yılında başlayan sürgünde kadınların, çocukların ve yaşlıların yoğunlukta olduğunu söyleyen Çağ, Sovyet askerleri gecenin bir vakti, daha önceden tespit olunan Kırım Türklerinin evlerine zorla girerek insanları uykularından kaldırmış ve hiçbir eşyalarını almadan 15 dakika içinde bulundukları yerlerin meydanında toplanmalarını söylemişlerdi dedi.
Yrd. Doç. Dr. Galip Çağ, Sürgünü gerçekleştiren askerler sadece verilen emirleri yerine getirmemişler, aynı zamanda çaresiz halka karşı insanlık dışı hareketler de sergilemişlerdir diyerek yaşlı kadınları, acıdan çılgına dönenleri kaçmaları için serbest bırakmışlar, sonra da arkalarından kurşun yağdırmışlardı ifadesini kullandı. 20 Mayıs’ta son kafilenin sürgüne gönderildiğini söyleyen Çağ, toplam 180.014 kişinin bu katliama maruz kaldığını ifade etti.
Kırım Türklerinin 3 gün içinde tamamen vatanlarından sürgün edilmesi operasyonunun başarıyla neticelenmesi şerefine 19 Temmuz 1944’te bir tören tertip edilmiş ve operasyonda görev alanlar Sovyet yönetimi tarafından mükâfatlandırılmıştı diyen Yrd. Doç. Dr. Galip Çağ, Azak Denizi ile Sivaş arasında yer alan Arabat köyünün unutularak boşaltılmadığını fakat daha sonra oldukça büyük ve eski bir gemiye bindirilerek mahzene kapatılan halkın, gemi denizin en derin yerine geldiğinde ambar kapakları açılarak geminin içindeki insanlarla birlikte batırıldığını söyledi.
Yrd. Doç. Dr. Galip Çağ, sürgün operasyonunun yolda geçen safhası, Kırım Türkleri açısından unutulması güç hadiselerin cereyan ettiği bir tablo ortaya koymaktadır diyerek, tıka basa vagonlara doldurulan halk, günlerce aç-susuz bir şekilde, en temel ihtiyaçlarını gideremeden, sonunun ne olacağını bilmediği bir seyahate çıkmıştı. Yol boyunca birçok insan hastalanmış, özellikle yaşlılar ve çocuklar açlığa, susuzluğa, vagonların havasızlığına dayanamayarak hayatını kaybetmişlerdi. Ölenler durulan ilk yerde vagonlardan indirilmiş ve defnedilmelerine müsaade edilmeden yol kenarlarına bırakılmıştı. Bu şekilde yol boyunca 7889 Kırım Türkünün öldüğünü söyledi.
Uzun geçen bir yolculuktan sonra sürgün Kırım Türkleri, Sovyet yönetimi tarafından daha önceden tespit edilen yeni yerleşim yerlerine ulaştılar diyen Çağ, 4 Temmuz 1944’te Beriya tarafından açıklanan bu insanlık dramının sonuçlarına göre, Kırım Türklerinin tamamı gönderildikleri yerlere vasıl olmuş, bunlardan 151.604 kişi Özbekistan’a, 31.551 kişi de 21 Mayıs 1944 tarihli GKO kararnamesi gereği Rusya Federasyonu’nun çeşitli bölgelerine yerleştirilmişti. Ancak bu açıklamanın yapıldığı tarihte Kırım Türkleri henüz yeni yerlerine ulaşmamışlardı. Dolayısıyla Beriya’nın yapmış olduğu açıklamadaki verilerin de gerçeği yansıtmadığı anlaşılmaktadır ifadesini kullandı.
Yrd. Doç. Dr. Galip Çağ, Kırım Türklerinin topyekün vatanlarından sürgününü müteakip, GKO kararnamesi uyarınca onlardan geriye kalan bütün taşınır ve taşınmaz mal varlıklarına Sovyet yönetimi tarafından el konulduğunu ve bunların ilgili bakanlıklar tarafından müsadere edildiğini müsadere işleminin daha süratli bir şekilde yapılabilmesi için ise, sürgün operasyonunun başladığı gün (18 Mayıs 1944) devlet tarafından Eşya Kayıt ve Kabul Komitesi kurulduğunu söyledi.
Sürgün yerlerine varan Kırım Türkleri buralarda oldukça zor şartlar altında yaşadılar ve birkaç sene içerisinde büyük kayıplar yaşadılar. Sürgüne gönderilenler arasında bulunan 112.700 çocuktan 60.034’ü, 93.200 kadından 40.085’i, 32.600 erkekten 12.061’i hayatını kaybetmiştir. Bu sürülen bütün halkın %46.2’sı, diğer bir ifade ile halkın neredeyse yarısı demektir diyen Çağ, 1989`dan itibaren her yana dağılmış olan Kırımlılar, her türlü yokluk ve sıkıntıyı göze alarak Anavatanlarına dönmeye başladılar. Anavatana göç halen de devam etmekte ve Kırım`daki Türk nüfusu giderek artmaktadır dedi.
Konferansın sonunda, Yrd. Doç. Dr. Galip Çağ, 12 Şubat 1991`de Ukrayna`ya bağlı olarak Kırım Muhtar Cumhuriyeti kurulduğunu, 26 Haziran 1991`de İkinci Kırım Tatar Millî Kurultayı toplanarak, Kırım Tatarlarının kendi kaderlerini kendilerinin belirleyeceğini ilân eden "Kırım Tatarlarının Millî Ege-menlik Bildirisi"ni yayımladığını ve Kırım Tatar Millî Meclisi`nin 33 kişilik üyesini seçtiklerini ve Meclis başkanlığına Mustafa Cemil Kırımoğlu getirildiğini söyledi.